|
Veysel Karani Hz. :
Baykan İlçesi’nin en önemli özelliği,
büyük zatlardan olan Hz. Veysel Karani’nin türbesinin İlçe’nin 8 Km.
güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması
nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.
Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı
önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları
arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu
Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir.
Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir. Karen Köyü’nün bir mutlu
seherinde dünyaya gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in
mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O,
annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil
görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.
Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan
“Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine
güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi
idi.
Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp
annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine
en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve
endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya
başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e
inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun
ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık,
gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.
Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine
ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve
insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca
hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e
gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.
Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu
yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü
görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ
(kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel
Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan
yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek,
Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla
kendisine izin verir.
Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu
olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler,
dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz.
Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber
Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür.
Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “-
Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek
yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile
yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar
Yemen yolunu tutar.
Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye
şöyle hitap ettiler:
“- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu
Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat
sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı
âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin
içinde bu ulvi kokuları hissettim.
- Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
- Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile
baktım.
- Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve
gördüğün mübarek olsun.”
Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye
geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim
gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin
en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet
gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı
kişilere şefaat edecektir.”
Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve
çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve
O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle
meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen
Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel
Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden
sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel
Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.
Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin
yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı
için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki
hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi
uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.
Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup
arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında,
safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Memnuniyetle bu
davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz.
Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak,
Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında
savaş meydanında şehit olur.
Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın
olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için
tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek
naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi,
ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini
tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan
anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve
Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı
olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar.
Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi... Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben
korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları
dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her
üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın
kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam
yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani
Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun
şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır.
O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl
defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.
Keşifleri :
Kahveyi bulan o’dur.
Üveys bir gün develeri otlatırken buruşuk meyvelerden birisini ısırdı.
Acıydı. “ Allah (c.c) her bir nimeti fayda için yaratmıştır.” Diyerek acı
bulduğu o meyvelerden birazını ateşin üzerine attı, kavurdu, çiğnedi acılıkları
kalmamıştı. Bir saat sonra Üveys’in aklı içi bir olmuştu. Daha sonra iyi
düşünmeye, kendisine güvenmeye başlamıştı. Üveys derhal yakışan ismi söyledi.
“Madem ki yiyeni keyiflendiriyor (keyfe) olmalıdır.” Dedi. Günümüzde Keyfe adı
kahve olarak anılmaktadır.
Hz. Veysel Karani’nin İlmi Yönü :
Hz. Veysel Karani, dünyanın batıl inançlarla karanlık içinde yüzdüğü bir
dönemde, İslam’ın doğuşundan önce Yemen’in Karen Köyü’nde bu aleme
gözlerini açan bir velidir. Hem de velilerin öncüsüdür. Doğuşunda gönlünü
ışıklandıran tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk
çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince, iç aleminde dış alemleri
görür pencereler açılmıştır. Okul görmediği, bir harf bilmediği halde yüce
Allah ona gayb alemlerini açmıştı. Hiçbir öğretmene gerek duymadan gizli
hazinelerini öğrenmek ve görmek mutluluğunu bağışlamıştır.
O’nun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah’a
ve yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı
aydınlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve peygamberin geleceğine inanmış
olması, O’nun erdem dolu niteliklerinin en üstünüydü.
Alemler serdarı Hz. Peygamberi dünya gözüyle görmeden
O’na aşık olmuştu. O’nu görebilmek iştiyakıyla doluydu. Ne var ki, gönül
gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözüyle görememiştir.
Hz. Peygamberin " Cennet anaların ayakları
altındadır.” Hadisi ile buyurduğu anne sevgisinin kutsallığını, yatalak annesine
bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle, insanoğluna en güzel örneği
hiç kuşkusuz Veysel Karani Hz. vermiştir.
Hz. Veysel Karani’nin tabii’nin en ulusu olduğu, Allah ve
Resulü nezdinde çok sevilen bir kişi olduğu, gerek Peygamber efendimizin
hadislerinden, gerekse İslam alimlerinin ortak yorumlarından anlaşılır.
Veysel karani Hz.’nin hayatı, derinliklerine erişilmeyen bir
ummandır. Bütün yaşamını deve çobanı yanında ibadet ve itaatle sürdürmüştür.
Allah’ın
bahşettiği eşsiz yüceliği de Peygamberin hırkasının kendisine verilmesinden sonra
anlaşılabilmiştir. Böylece o güne kadar deli divane olarak görülen Veysel Karani
Hz. halkın gözünde kutsallaşmış, gönüllerde layık olduğu altın tahta
oturmuştur.
Allah’ın velileri her zaman insanların gönlünde taht
kurmuştur. Onları her toplum kendilerine mal etmek istemiştir. Sahip çıkmışlardır.
Kendileri tek olduğu halde Anadolu’muzun birçok yerinde makamları bulunmaktadır.
Hz. Peygamber bir hadisinde;
“ Beni ziyaret etmek imkanına erişemediğinizde, kardeşim Veysel
Karani’yi–Makamını-ziyaret ediniz.” buyurmuştur.
Velilerin öncüzü Veysel Karani Hz.’ne izafe edilen ve İslam
devletlerinin topraklarına kubbeler yapılarak serpilmiş bulunan makamların en
önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Baykan İlçesi sınırları içindeki bu kutsal
makamdır.
Siirt, Baykan İlçesi’ndeki Veysel Karani Hz. makamı, en çok
ziyaret edilen makamların başında gelir. Yıllık ziyaretçi adedi yüzbinleri aşar.
Burada Veysel Karani Hz. huzurunda eller duaya kalkar, dilekler tutulur, kurbanlar
kesilir.
Veysel Karani Hz.’ne ait külliyenin temeli Selçuklular
Dönemi’nde atılmış, ilk olarak ta Veysel Karani Türbesi yapılmıştır. Daha sonra
1967’de onarım görmüştür.
Veysel Karani Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
girişimleriyle 1974 yılından itibaren çok daha bakımlı bir görünüme
kavuşmuştur. 1982 yılında avlu düzenlenmesinden sonra, 1983’te kesimhane binaları,
daha sonra da otel ve konukevi binaları devreye sokulmuştur.
Yunus Emre’nin
Dilinden
VEYSEL KARANİ
Rum’da, Acem’de aşık
oldum
Yemen İllerinde Veysel Karani
Enbiya sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde Veysel Karani
Anasından doğdu dünyaya geldi
Melekler altına kanadın yaydı
Resulün hırkasın, tacını giydi
Yemen illerinde Veysel Karani
Erenler önünde kemer belinde
Aknurdan beni var o sağ elinde
Üveys sultan derler Hak divanında
Yemen illerinde Veysel Karani
Sabah
ibadetin yapar giderdi
Gizlice Rabbine niyaz ederdi
Anın işi gücü deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Bin deveyi bir akçeyi güderdi
Anın da nısfını zekat ederdi
Develer bilesine tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani

|